• En yeniler

    Dünya'da ve Türkiye'de İktisat ve Matematik Konusuna Genel Yaklaşım

    Dünya geneline bakıldığında iktisadın bir bilim olarak matematiksel uygulama alanlarının çok geniş bir yelpazede olduğu görülmektedir. Matematiksel veya Lineer Programlama'dan Diferansiyel Denklemler'e, Lineer Cebir'den Kalkülüs'e kadar matematik bilimine ait pek çok alan, alt alan ve ders iktisat bilimi ile iç içe yer almaktadır. Ayrıca dünya genelindeki üniversiteler özellikle matematik bilimine ait dersler dışında, iktisatta matematiksel uygulamalara da ağırlık vermektedirler. Dünya genelinde iktisat bilimi içinde matematiğe Genel Matematik ile beraber, uygulamalarla veya teorik matematik içerikli derslerle yer verilmektedir. İktisat eğitiminde matematiğe ve uygulamalarına yer veren üniversiteler bulunmakla birlikte, matematiğe çok az hatta yok denecek kadar az düzeyde yer veren üniversiteler de bulunmatadır. Fakat genel olarak Dünya'da iktisat bilimi içinde matematik önemli bir yer tutmakta ve bu önem gün geçtikçe de artmaktadır. Bu durum ise her ülkenin veya üniversitenin eğitime ve bilime bakış açısının farklı olmasından ileri gelmektedir. Ayrıca yine bu farklı bakış açılarının oluşmasında ülkelerin akademik gelişmişlik düzeyleri ve dolayısıyla bilimde/eğitimde ilerleme düzeyleri de etkili olmaktadır. Örneğin batılı ülkelerdeki üniversiteler genellikle iktisatta matematiği yoğun bir biçimde kullanırken hatta iktisatta matematiğin kullanımında başlangıç noktaları olurlarken, diğer üniversitelerde bu yoğunluk azalmakta ve bazen matematiksel içerikli dersler hiç olmamaktadır. Teknolojiyi kullanan ve dolayısıyla bilgi toplumu olan ve/veya bu yolda ilerleyen ülkelerde zaten matematik bilimi gerek sosyal bilimlerde gerekse fen bilimlerinde olmazsa olmaz yöntemler arasında yer almaktadır. Bunun bilincinde olan ülkeler bu sebeple diğer bilimlerde olduğu gibi sosyal bir bilim olan iktisatta da matematiğe önemli bir yer vermektedirler. Bu yüzden de zaten matematiksel iktisadın ortaya çıkışı, teknolojide göreceli olarak diğer ülkelere göre daha üst sıralarda bulunan ülkelerde gerçekleşmiştir. Matematiği bilme ve matematiği kullanma bireye analitik düşünme, problem çözme, muhakeme etme ve olaylara farklı pencerelerden bakabilme yeneteneği kazandırdığı için; bireyler iktisadi analizleri (piyasa analizi, sektör analizi vb.) daha kolay ve farklı yönleriyle görebilme imkanına ve becerisine sahip olabilmektedirler. Bir duruma farklı yönlerden bakabilme becerisi, oluşan bir probleme belki de daha önce denenmemiş farklı çözüm yöntemlerini uygulamayı sağlayabilmektedir. İktisat özelinde bakıldığında da farklı yönlerden bakabilme özelliği, yine oluşan iktisadi problemlerin çözümünde yeni bakış açıları oluşturarak yeni çözüm yöntemleri geliştirmeyi sağlayabilmektedir. İşte tüm bu sebeplerden dolayı batı dünyasında matematik, iktisatla gerekli şekilde bütünleşmişken ve matematik iktisadın içinde önemli bir yere sahipken diğer ülkelerde genellikle durum tersi yöndedir.

    Türkiye'ye bakıldığında ise iktisat bilimi içinde matematiğe verilen yer ve önem son zamanlarda artış göstermektedir. Tarihsel sürece bakıldığında hemen hemen tüm üniversitelerdeki iktisat bölümlerinde Genel Matematik dersleri verilmekte olsa bile matematiksel uygulamalara yeterli düzeyde yer verilmemekteydi. Bologna Süreci ile birlikte hem Genel Matematik dersleri öğrencilerin iktisat bilimi içinde matematiği kullanmalarını, uygulamalarını ve iktisadi analizleri, grafik yorumlamayı vb. daha rahat yapabilecekleri şekilde "İktisadi Matematik" dersine dönüşmüştür hem de Matematiksel İktisat, Uygulamalı İktisat gibi matematik içerikli derslere daha fazla yer verilmeye başlanmıştır. Çünkü Bologna Süreci’ne kadar verilen Genel Matematik dersleri iktisat bölümü dışındaki diğer tüm önlisans/lisans bölümlerinde okutulan Genel Matematik dersinden farksızdı. Bu genel matematik dersinin içeriği ise genellikle lise düzeyinde verilen matematik dersinin içeriği ile büyük ölçüde aynı olduğundan, bu durum iktisat öğrencilerine kendi derslerindeki matematiksel uygulamaları yapabilme yeteneği kazandırmaktan yoksundu. Bununla birlikte iktisat öğrencilerinin kendi derslerindeki matematiksel uygulamaları yapabilme yeteneğinden yoksun olmalarında yegâne sebep dersin içeriği değildir. Zira Türkiye’deki birçok üniversitenin iktisat bölümlerinde Genel Matematik derslerini veren öğretim üyelerinin de bu yoksunlukta payı bulunmaktadır. Çünkü iktisat bölümlerinde Genel Matematik dersini veren öğretim üyeleri çok büyük bir oranda matematik bölümü öğretim üyeleri olduğu için iktisatta matematiksel uygulamaları bilmemektedir. Bu öğretim üyelerinin çok az bir kısmı bu uygulamaları öğrenip Genel Matematik dersini iktisadi örneklerle anlatmakta iken, büyük bir kısmı ise genel matematik dersi şeklinde anlatmaktadır. Bu durum da matematik seviyesi düşük olan bazı iktisat öğrencileri için matematiksel içerikli konuların öğrenilmesini zorlaştırmaktadır. Ayrıca iktisat bölümlerinde de matematiksel iktisat alanında uzman öğretim üyesi sayısı da yetersizdir. Zaten bu durum da Türkiye’de iktisat içindeki matematiğin ne kadar düşük seviyede olduğunu ve yeni gelişmeye başladığını göstermektedir. İktisat bölümünde bu alandaki öğretim üyelerinin yetersiz oluşu da matematiksel içerikli iktisat derslerinin anlatımını zorlaştırmaktadır. Hatta bu derslerin anlatımını uygulamadan uzak hale getirmekte, dersin dinamikliğini sömürmekte farklı bir manada sözelleştirmektedir. Belki de bu alanda uzman olmayan öğretim üyeleri, işin kolayına kaçtığı için veya öğrencilerin matematik anlama düzeyi düşük olduğu için bu gibi derslere yeterli önem vermemektedirler. Bologna Süreci ile birlikte matematik içerikli dersler artmaya başladığından dolayı zamanla bu alanda öğretim üyesi ihtiyacı daha fazla artacak; bu alan gelişecek ve bu alanın gelişmesi de öğrencilere daha fazla matematiksel uygulamaya sahip dersler sunulmasına sebep olacaktır. Dolayısıyla bu alanda yetişmiş öğretim üyesi sayısı da zamanla artacaktır. Fakat tüm bu olumlu yönlere rağmen eğitim sistemimizin ölçünlü bir yapıda olmaması, sürekli değişmesi ve hemen hemen her değişiklik ile paralel olarak içeriğinin kötüleşmesi, nitelikli ve donanımlı öğrenci sayısını azaltmaktadır. Bugün YGS'de dahi binlerce kişi herhangi bir alan testinde 0.5 net dahi yapamazken ve bununla beraber matematik dersi tüm alan testleri arasında en düşük net yapılan dersler arasında yer alırken, üniversite öğrencilerinin iktisattaki matematiksel uygulamaları kavrayabilmesi, yapabilmesi ve öğrenebilmesi kavramları eğitim çevrelerinde şüphe uyandırmaktadır.
     
    Gonca Yaşar'ın araştırmasından aktaracaklarım devam edecek...

    Hiç yorum yok

    Post Bottom Ad